Kirjailija
Sabahattin Ali
Kirjat ja teokset yhdessä paikassa: 52 kirjaa, julkaisuja vuosilta 1999–2026, suosituimpiin kuuluu Madona em um Casaco de Pele. Vertaile teosten hintoja ja tarkista saatavuus suomalaisista kirjakaupoista.
52 kirjaa
Kirjojen julkaisuvuodet: 1999–2026.
Das Buch erz hlt eine bewegende Liebesgeschichte, die in den 1920er-Jahren zwischen der T rkei und Deutschland spielt. Er zeigt, dass die Liebe in all ihren Formen - unerwidert, unerreichbar - sowohl sch n als auch kompliziert ist. Es beweist, dass die Liebe, obwohl sie oft kompliziert ist, das grundlegendste und lohnendste menschliche Gef hl ist. "Madonna im Pelzmantel" wurde erstmals 1943 ver ffentlicht und hat seither unz hlige Leserinnen und Leser bewegt und begeistert. Es ist zu einem Klassiker der t rkischen Literatur geworden. Die neue bersetzung bietet eine verfeinerte und aktualisierte Wiedergabe von Alis Originalwerk und macht es f r moderne Leser zug nglicher und angenehmer. Die Prosa ist elegant, die Charaktere sind nuanciert, und die Geschichte ist heute so aktuell wie zu ihrer Entstehungszeit. Diese neue bersetzung erm glicht es den Lesern, Sabahattin Alis exquisite Prosa und lebendige Charakterisierung wie nie zuvor zu erleben. Es ist ein Roman, der die Fantasie anregt, Emotionen weckt und uns an die verwandelnde Kraft der Liebe erinnert.
Mevsim mart başlarıydı. Karlar erimiş, k y n yolları, bazı ukur ve g n g rmez yerlerde, pis kokulu bir amur yığını haline gelmişti. D rt yana koşuşan tavuklarla ocukların sa tığı amur, efendilerin t l k lotlarına sı ramış ve y zlerini buruşturmuştu. Tekrar d ğ n evine d nd ler, şimdi boşalmış olan yarı karanlık odada oturup k ylerimizin medenileşmesi arelerini bulmaya başladılar. Fakat on dakikadan fazla bu mevzuda duramadılar, şehir dedikodularına, maaş, cret, barem meselelerine ge tiler ve biraz sonra da uyuyuverdiler. Deli Emine akşama doğru, y z keyifli bir g l şle parlayarak k ye geldi. İşte onun kıymeti b yle eninde sonunda anlaşılır ve ş hretine kapılıp -Yeni D nya-yı ağıranlar, nihayet ona muhta olurlardı. Arkasında bir s r meraklı ile beraber odaya girince, evvela oturanların kibar kibar ellerini sıktı, bir k şede kendisine hi saklanmadan d şmanca bakan -Yeni D nya-ya tepeden bir -boncur- fırlattı, sonra bir kenara oturarak acele hareketlerle oyuna hazırlanmaya başladı.
Bizi Beyşehir'den Konya'ya g t ren kamyon, Barsakderesi dedikleri bir boğazda sakatlandı. Şof r ve muavini mot r kapaklarını a tılar. Oturdukları minderi kaldırıp onun altından ıkardıkları bir s r alet ve edevatı ortaya d kt ler. Ondan sonra saatlerce s ren bir tamir başladı. Bazan her ikisi makinenin altına s r n p arka st yatıyorlar ve elleriyle motorun alt kısmını kurcalıyorlar, bazan da biri şof r mahallinde gaza basıyor ve mot r işletiyor ve diğeri bu esnada porselen başlıklı birtakım memeleri yerlerinden oynatıyordu. İkindi g neşi altında kamyonun muşamba kaplı karoseri tahamm l edilemeyecek bir hal almıştı. Yolcular birer birer atlayıp dağıldılar. Bir kısmı merakla şof r seyrediyor ve o dinlenmek i in mot rden biraz başını kaldırıp duracak olsa: -Bitti mi?- diye heyecanla soruyordu. Daha az meraklı birka yolcu ile ben ve arkadaşım boğazın garp tarafına, g lge bir yere doğru y r d k ve birer taşın st ne oturup beklemeye ve etrafımıza bakınmaya başladık. Kamyonun durduğu yerin biraz ilerisinde, yolun kenarında iki adır ve bunların etrafında birka kazma k rek ile bir el arabası vardı. Daha uzakta ise taş kırmakla ve kum taşımakla meşgul bir miktar yol amelesi g r l yordu.
Bir tarla meselesi y z nden Savrukların H seyin, Arkbaşı'nda Sarı Mehmet'i vurdu. Otuz evli k y birbirine girdi. Şaşırdılar. Herkes korku i inde candarmaların gelmesini bekliyordu. Halbuki karakol buraya altı saat uzakta idi; k yden kimse cinayet haberini g t rmedik e on beş g n bile uğramazlardı. Bu; k yl n n aklına en ge geldi; ondan sonra k y n ihtiyarları kahvede H seyin'in babası Mevl t Ağa'nın etrafına toplandılar. Sarı Mehmet'in bir tek ihtiyar anasından gayri kimsesi yoktu. Onu karşılarına aldılar; davacı olmaması i in kendisine nasihat etmeye başladılar. Bu sırada l dışarıda, kahvenin bah esindeki peykede bir hasırın st nde yatıyordu. st ne eski ve pis bir ke e rtm şlerdi. Başucunda iki sinek dolaşıyor, vınlıyordu. Biraz tede, g neşten g zlerini kırpıştıran bir s r ufak ocuk, ellerinde boylarından b y k değneklerle ve hi seslerini ıkarmadan bu st rt l l n n, ke enin alt ucundan fırlayan ayaklarına bakıyorlardı.
Hi sen bir su değirmeninin i ini dolaştın mı adaşım?.. G r lecek şeydir o... Yamulmuş duvarlar, tavana yakın ufacık pencereler ve kalın kalasların st nde simsiyah bir atı... Sonra bir s r arklar, kocaman taşlar, miller, sı raya sı raya d nen tozlu kayışlar... Ve bir k şede birbiri st ne yığılmış buğday, mısır, avdar, her eşitten ekin uvalları. Karşıda beyaz torbalara doldurulmuş unlar... Taşların yanında, duman halinde, sıcak ve ince zerreler u uşur. Halbuki d şemedeki k k kapağı kaldırınca aşağıdan doğru sis halinde soğuk su damlaları insanın y z ne yayılır... Ya o seslere ne dersin adaşım, her k şeden ayrı ayrı makamlarda ıkıp da kulağa hep birlikte kocaman bir dalga halinde dolan seslere?.. Yukarıdaki tahta oluktan inen sular, kavak ağa larında esen kış r zgarı gibi uğuldar, taşların kah y kselen, kah al alan ağlamaklı sesleri kayışların tokat gibi şaklayışına karışır... Ve m temadiyen d nen tahtadan arklar gıcırdar, gıcırdar. Ben ok eskiden b yle bir değirmen g rm şt m adaşım, ama bir daha g rmek istemem. Sen aşkın ne olduğunu bilir misin adaşım, sen hi sevdin mi?
Simdiye kadar tesad f ettigim insanlardan bir tanesi benim zerimde belki en b y k tesiri yapmistir. Aradan aylar ge tigi halde bir t rl bu tesirden kurtulamadim. Ne zaman kendimle bas basa kalsam, Raif Efendi'nin saf y z , biraz d nyadan uzak, buna ragmen bir insana tesad f ettikleri zaman tebess m etmek isteyen bakislari g zlerimin n nde canlaniyor. Halbuki o hi de fevkalade bir adam degildi. Hatta pek alelade, hi bir hususiyeti olmayan, her g n etrafimizda y zlercesini g r p de bakmadan ge tigimiz insanlardan biriydi. Hayatinin bildigimiz ve bilmedigimiz taraflarinda insana merak verecek bir cihet olmadigi muhakkakti. B yle kimseleri g rd g m z zaman ok kere kendi kendimize sorariz: "Acaba bunlar neden yasiyorlar? Yasamakta ne buluyorlar? Hangi mantik, hangi hikmet bunlarin yery z nde dolasip nefes almalarini emrediyor?" Fakat bunu d s n rken yalniz o adamlarin dislarina bakariz; onlarin da birer kafalari, bunun i inde, isteseler de istemeseler de islemeye mahk m birer dimaglari bulundugunu, bunun neticesi olarak kendilerine g re bir i lemleri olacagini hi aklimiza getirmeyiz. Bu lemin tezah rlerini disari vermediklerine bakip onlarin manen yasamadiklarina h kmedecek yerde, en basit bir beser tecess s ile, bu me hul lemi merak etsek, belki hi ummadigimiz seyler g rmemiz, beklemedigimiz zenginliklerle karsilasmamiz m mk n olur.
1903 senesi sonbaharinda ve yagmurlu bir gecede Aydin'in Nazilli kazasina yakin Kuyucak k y n eskiyalar bastilar ve bir kari kocayi ld rd ler. Kaza kaymakami Sal hattin Bey, M ddeiumumi ile Doktor'u yanina alarak ertesi g n tahkikata bizzat gitti. Candarma kumandani izinli oldugu i in yanlarinda bir bas avus ve candarma neferi vardi. Siyah kuzu derisi kalpaklarindan (ve doktorun fesinden) renkli yagmur sulari s z l yor, sakaklarinda garip sekiller izdikten sora enelerinin altinda birleserek g g slerine damliyordu. Yolun iki tarafindaki islak s g t ve hayit aga larina d sen yagmur damlalari hafif, melankolik bir tipirti ikariyor, atlarin kumlu yolda intizamsiz izler birakan ayaklan gicirtili ve ezik sesler veriyordu. K ye yaklastik a yolun kenarlarindaki aga larin cinsi degisti. Simdi bir ok yerlerde incir ve ceviz aga lari, yolun kenarlarinda koyu yesil iki duvar gibi y kseliyor, hatta bazi yerlerde iri cevizler tabii bir kemer v cuda getiriyorlardi. Bu kasvetli ve sipirtili g nde hi ses ikarmadan ilerleyen kafileyi g rmek insana elinde olmayan bir rkeklik veriyordu. Yasi otuz besten fazla olmamasina ragmen kalpaginin kenarindan bembeyaz sa lari g r nen kaymakam en ileride, basi n ne egili ve g zleri atinin islak islak sivrilen kulaklarinda, gidiyordu. M ddeiumumi saginda ve biraz acemice ve korkak, atin zerinde sallaniyor, bir t rl ates almayan akmagindan sigarasini yakmaya ugrasiyordu.
"I imizdeki Seytan", Sabahattin Ali'nin 1940 yilinda yayimladigi bir romandir. Roman, Macide ve mer isimli iki nemli karakterin askini i erir. Eserde kisilerin i konusmalari ve kendileri ile hesaplasmalari yaygin olarak kullanilmis, bu yolla duygu ve hisler ok basarili bir sekilde anlatilmistir. mer'in s rekli kendini sorgulamasi, olaylara z m retmek istemesi ve basarisiz olmasi g ze arpan hususlardandir. mer bu sikintilari i indeki seytandan kaynaklandigina kanaat getiriyor. Bu romaninda, Sabahattin Ali toplumsal g ndemin kisilikler zerindeki baskisini ve g s z insanin "kapana kisilmisligini" etkileyici bir bi imde anlatiyor: " gleden evvel saat on birde Kadik y'den K pr 'ye hareket eden vapurun g vertesinde iki gen yan yana oturmus konusuyorlardi. Deniz tarafinda bulunani sismanca, a ik kumral sa li, beyaz y zl bir delikanli idi. Baga bir g zl g n altinda daima yari kapali gibi duran ve esya zerinde agir agir dolasan kahverengi miyop g zlerini vakit vakit arkadasina ve solda, g nesin ziyasi altinda uzanan denize eviriyordu. D z ve biraz uzunca sa lari, arkaya atilmis olan sapkasinin altindan d k lerek sag kasini ve g zkapaginin bir kismini rt yordu. ok abuk konusuyor ve s z s ylerken dudaklari hafif e b z lerek agzi g zel bir sekil aliyordu."
mer, ein intelligenter, aber zielloser junger Mann, sehnt sich nach Liebe und Erf llung, findet sich aber in einem Netz aus L gen und Selbstbetrug gefangen. Er verliebt sich in Macide, eine selbstbewusste junge Frau und k mpft fortan mit den D monen seiner Vergangenheit. "Der Teufel in uns" von Sabahattin Ali ist ein fesselnder Roman, der die tiefgr ndige Analyse der menschlichen Psyche mit der Schilderung der sozialen und politischen Turbulenzen der fr hen T rkischen Republik verbindet. Die Geschichte folgt mer, einem jungen Mann, der sich in einer Welt voller Konflikte, Leidenschaften und moralischer Dilemmata verloren f hlt. Sabahattin Ali entfaltet ein lebendiges Panorama des Lebens in der T rkei der 1930er-Jahre und erforscht dabei Themen wie Liebe, Verrat und die Suche nach pers nlicher Identit t. Dieser Roman ist nicht nur eine ergreifende Liebesgeschichte, sondern auch ein scharfsinniger Kommentar zu den politischen und sozialen Herausforderungen seiner Zeit, der auch heute noch relevant ist. Mit seiner eindrucksvollen Erz hlkunst und seinen tiefgr ndigen Charakteren ist "Der Teufel in uns" ein Meisterwerk der t rkischen Literatur, das die Leser zum Nachdenken anregt und tief in ihren Herzen ber hrt.
"Stimme" ist ein zutiefst ber hrendes und poetisches Werk, mit f nf Geschichten, dass die Leser in die Psyche seines Protagonisten eintauchen l sst. Sabahattin Ali erforscht Themen wie Liebe, Leidenschaft, Unterdr ckung und das Ringen um Selbstbestimmung auf eine Weise, die den Leser nachdenklich zur ckl sst. Die Sprache des Romans ist elegant und gef hlvoll, und Alis F higkeit, die menschliche Seele zu durchleuchten, ist beeindruckend.
"Stimme" ist ein zutiefst ber hrendes und poetisches Werk, mit f nf Geschichten, dass die Leser in die Psyche seines Protagonisten eintauchen l sst. Sabahattin Ali erforscht Themen wie Liebe, Leidenschaft, Unterdr ckung und das Ringen um Selbstbestimmung auf eine Weise, die den Leser nachdenklich zur ckl sst. Die Sprache des Romans ist elegant und gef hlvoll, und Alis F higkeit, die menschliche Seele zu durchleuchten, ist beeindruckend.
Madonna im Pelzmantel: Literaturklassiker in neuer Übersetzung - 2024 - Großdruck
Sabahattin Ali
Celince
2023
nidottu
Diese wundersch n geschriebene Geschichte erforscht Themen wie Liebe, Identit t und kulturelle Konflikte aus der Sicht von Raif Efendi, der sich in Berlin in eine unabh ngige K nstlerin verliebt. Der Roman beschreibt Raifs introspektive Reise, reflektiert seine Erfahrungen in Deutschland und die transformierende Wirkung seiner Beziehung zu Maria Puder, der r tselhaften Frau im Zentrum der Geschichte. Dieses Buch wird f r seine emotionale Tiefe sehr gesch tzt. Es ist ein verstecktes Juwel der Weltliteratur, das einen ergreifenden Blick auf den Zustand des Menschen und die Komplexit t von Liebe und Verlust bietet. "Madonna im Pelzmantel" ist auch f r heutige Leser von gro er Relevanz und Resonanz, da es universelle Themen durch eine einzigartige, interkulturelle Linse ber hrt.
Una historia de amor y transgresi n entre un joven turco y una pintora alemana en el Berl n de los a os veinte. Con ventas de m s de un mill n de ejemplares, es la novela m s vendida en Turqu a de los ltimos a os. Raif Efendi llega a Berl n en los a os veinte, enviado por su padre para aprender los secretos del negocio familiar, la fabricaci n de jabones de tocador. Sin embargo, su esp ritu so ador lo empuja hacia el arte y la literatura. Adem s de estudiar alem n y leer novelas rusas, se dedica a recorrer la ciudad, visitando museos y exposiciones, en pos de algo que lo apasione verdaderamente. Una tarde, tras quedarse absorto ante la contemplaci n del retrato de una mujer envuelta en un abrigo de piel, sabe que por fin ha encontrado lo que buscaba. As , poco despu s, Raif conocer a la autora del lienzo, Maria Puder, y su vida dar un vuelco para siempre. Rescatada del olvido a finales de los noventa, esta tercera novela de escritor turco Sabahattin Ali -fallecido de forma prematura en 1948- es uno de los acontecimientos editoriales m s llamativos de los ltimos tiempos. Traducida a una decena de idiomas y con ventas de m s de un mill n de ejemplares, esta historia de amor desdichado entre un joven turco y una pintora alemana se ha convertido en un aut ntico fen meno de culto en su pa s, sobre todo entre la juventud, que con su lectura manifiesta la resistencia a la creciente erosi n de los derechos civiles y reivindica una mayor apertura hacia Europa. ENGLISH DESCRIPTION A love story between a young Turkish man and a German painter, that takes place in the city of Berlin in the 1920s. With more than one million copies sold, it is the best-selling novel in Turkey during the last years. Raif Efendi arrives in Berlin in the twenties, sent by his father to learn the secrets of the family business, the manufacture of toilet soaps. However, his spirit pushes him towards art and literature. In addition to studying German and reading Russian novels, he spendsn most of his time visiting museums and exhibitions, in pursuit of something that truly excites him. One afternoon, after being absorbed by the contemplation of a portrait of a woman wrapped in a fur coat, he knows that he has finally found what he was looking for. Thus, shortly after, Raif will meet the author of the canvas, Maria Puder, and his life will turn upside down forever.
”Sabahattin Ali, en verdenskendt og anmelderrost forfatter, der den dag i dag hører til Tyrkiets mest læste forfattere, baserer sin roman ”Djævlen indeni” fra 1940 på sit eget bohemeliv i det intellektuelle miljø i 1930’ernes Istanbul. Det var en tid præget af et klima af usikkerhed efter Osmannerrigets sammenbrud efter 1. verdenskrig havde skabt et klima af usikkerhed, som gav hårde opvækstvilkår for tidens ungdom, der skulle orientere sig i en ny virkelighed. Hovedpersonen er evighedsstudenten Ömer, der ernærer sig som kontorist på et postkontor. Hverken arbejdet eller studiet siger ham noget, og han finder ikke, at livet har nogen mening. Hans nærmeste ven Nihat giver sig af med diverse højreradikale aktiviteter, som den kronisk skeptiske Ömer dog ikke lader sig inddrage i. Han får først noget at leve for, da han møder den konservatoriestuderende Macide, som er anderledes jordbunden og humanistisk. En djævel inden i Ömer trækker dog i ham for at få ham til at fortsætte sit lastefulde liv i stedet for at hengive sig til Macide. ”Djævlen indeni” er oversat fra tyrkisk af Orhan Dogru Udgivelsen er støttet af: STATENS KUNSTFOND.”
'A tale of young love and disenchantment, of missed opportunities and passion's elusive, flickering flame' Financial Times'The surprise bestseller ... read, loved and wept over by men and women of all ages' Guardian'The magical novel about a Turkish man who falls in love with an artist in 1920s Berlin ... recreates a vanished era and dramatises a doomed relationship with verve, depth and poignancy. The result is a miniature masterpiece' The National'A heart-breaker . . . it has the kind of indefinably powerful impact of The Great Gatsby' Observer'Moving and memorable, full of yearning and melancholy' The Times'A gorgeously melancholic romance' Irish Times
Madonna i Päls (Turkiska)
Sabahattin Ali
Yapi Kredi Yayinlari
2021
nidottu
Halvin toimitettuna 15,00 €
Madonna i Päls är en roman av den turkiska författaren Sabahattin Ali. Berättelsen handlar om en ung man som befinner sig i exil i Italien och blir förälskad i en kvinna som bär en pälsklädd madonnaskulptur. Genom sin berättelse utforskar Ali teman som kärlek, ensamhet, religion och identitet i en värld som präglas av krig och politisk instabilitet.
Djävulen inom oss (Turkiska)
Sabahattin Ali
Yapi Kredi Yayinlari
2020
nidottu
Halvin toimitettuna 18,20 €
"Djävulen inom oss" av Sabahattin Ali är en fängslande och tankeväckande roman som undersöker mänsklig natur, och utforskar teman som passion, svartsjuka och de inre kampar som formar våra handlingar. Den lämnar läsarna introspektiva och försjunkna i dess berättelse.